Biyografi

Sahabe Muhammed Bin Mesleme Kimdir ?

Sahabe Muhammed Bin Mesleme Kimdir Takriben Miladi 588 de Medine’de doğdu.Hicri 43. Miladi 663. yıllarda Medine de vefat etti. Kabri Cennetü’l-Bakidedir,Muhammed bin Mesleme bin Seleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hazrec bin Amr bin Mâlik el-Evs el Ensâri el-Hârisi Beni Abduleşhel’in halifidirler.

Baba Adı : Mesleme bin Seleme bin Hâlid.

Anne Adı : Ümmü Sehm, Huleyde binti Ebu Ubeyde bin Vehb el-Hazreci dir.

Doğum Tarihi ve Yeri : Takriben Miladi 588 de Medine’de doğdu.

Ölüm Tarihi ve Yeri : Hicri 43. Miladi 663. yıllarda Medine de vefat etti. Kabri Cennetü’l-Bakidedir

Fiziki Yapısı : Bilgi yok.

Eşleri : 1-Ümmü Âmr bint-i Selâme bin Vakş. 2-Amre bint-i Mes’ud. 3-Kutayle bint-i el-Husayn bin Damdam 3-Zehra bint-i Ammar, ve isimlerini bilmediğimiz ümmü veledleri…

Oğulları : Abdurrahman, Abdullah, Mahmud, Ca’fer, Ömer, Enes, Kays, Zeyd, Muhammed, Sa’d.

Kızları : Ümmü İsa, Ümmü Ahmed, Ümmü Zeyd, Amre, Hafsa.

Gavzeler : Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Tebük, Yemame, gibi birçok seferler…

Muhacir mi Ensar mı : Ensâr’dan dır.

Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : 16 tane.

Sahabeden Kim ile Kardeşti : Ebû Ubeyde bin Cerrah.

Kabile Neseb ve Soyu : Muhammed bin Mesleme bin Seleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hazrec bin Amr bin Mâlik el-Evs el Ensâri el-Hârisi Beni Abduleşhel’in halifidirler.

Lakap ve Künyesi : Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah, Ebû Said el-Medeni, Ebû Muhammed’dir.

Kimlerle Akraba idi : Mahmud bin Mesleme’nin kardeşi

 
 

Sahabe Muhammed Bin Mesleme Hayatı

 

Fûdalâ-i Sahabe’den olan Muhammed bin Mesleme, Vâkıdî’ye göre: bi’setten yirmi iki yıl önce, takriben Miladi 588. yılda Medine’de doğdu. Câhiliye devrinde kendisine Muhammed adı verilen kimselerdendir. Kimine göre künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Said’dir der. İbn-i Hacer el-Askalani el-İsâbe’sinde nesebini şöyle sayar: Muhammed bin Mesleme bin Seleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hazrec bin Amr bin Mâlik el-Evs el Ensâri el-Hârisi. Beni Abduleşhel’in halifidir.

 

İbn-i Esir nesebini şöyle sıralar: Muhammed bin Mesleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hâris bin el-Hazrec bin Amru bin Mâlik bin el-Evs el-Ensâri el-Evsiy Beni Abdüleşhellerin halifi (andlaş-malısı) dır der. Künyesi ise: Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah veya Ebû Said’dir.

Muhammed bin Mesleme (r.a) Hicretten otuzbeş yıl önce Medine’de dünyaya geldi. Babası; Mesleme bin Seleme Evs’i, Annesi; Huleyda ise; Ensâr’ın Hazrec kabilesine mensubdur. Hicri 43. Miladi 663-64 yılında Medine’de vefat etmiştir. Cenaze namazını Medine valisi Mervân bin Hakem tarafından kıldırılıp Baki kabristanına defnedilmiştir. Vefatında yetmiş yedi yaşlarında idi.

Muhammed bin Mesleme (r.a)’in siyer kaynaklarında bir çok künye-leri vardır. Ebû Abdurrahman, el-Medenî, câhiliye devrinden beri adı Muhammed’dir. Ancak künyesi önceleri; Ebû Abdullah veya Ebâ Sâ’id idi. Daha sonra bu künyelerini terk etmiştir. Benî Abdüleşhel’in halifi idi. Kendisi gibi Ensâr’i ve Hayber’de şehid olan sahabe’den Mahmud bin Mesleme onun kardeşidir.

Muhammed bin Mesleme (r.a)Medine’de İslâm dininin tebliğ edil-mesine başlanıldığı ilk günlerde Abdüleşhel’in lideri Sa’d bin Muâz’dan daha önceleri Mus’ab bin Umeyr (r.a)’ın vasıtasıyla Müslüman olmuştur. Bu itibarla Medineli Müslümanların en kıdemlilerinden ve ilklerinden dir. Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret ettikten sonra, el-İsâbe’ye göre, onu Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a) ile din kardeşi ilan etmiştir. Diğer eserlerde ise, Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ın Sa’d bin Muâz ile din kardeşi ilan edildiği bildirilmektedir.

 

Muhammed bin Mesleme (r.a) hayatı boyunca Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında yerini aldı. Tebük Seferi’nın dışındaki bütün Ğazve, ve Seferlere katıldı. Tebük Seferi sırasında Resûlullâh (s.a.v) onu Medine’de yerine vekil bırakmış olduğu Hz.Ali’ye yardımcı olarak bırakmıştı. Başta Bedir Ğazvesi’nde bulunarak ashâb-ı Bedir’den olma sıfatını kazanmıştır. Bunu müteakib Uhud Savaşı’na katıldı. Uhud Savaşı’nın sonunda Müslümanların zor durumda kalıb da bozulmaya yüz tuttuğu anda kendi vucüdunu hiç çekinmeden Resûlullâh (s.a.v)’e kalkan yaparak oğullarıyla birlikte O’nu korumaya çalıştı.

 

Resûlullâh (s.a.v)’ın şehid olduğu haberi üzerine Medine’den 14 veya 9 tane kadın yaralılara yardım için Uhud’a koştular. Bunların aralarında Resûlullâh (s.a.v.)’ın kızı Fâtıma (r.a)’da vardı. Hz.Fâtıma (r.a), babasının yüzünü yaralanmış görünce ağlayarak boynuna sarıldı. Resûlullâh (s.a.v) çok susamıştı. Muhammed bin Mesleme (r.a) O’na içecek su bulmak için Medine’den gelen kadınların yanına gitti. Fakat, onların yanlarında da su bulamadı. Hemen Uhud’daki Kanad deresine kadar gitti. Oradan tatlı bir su bulup getirdi. Resûlullâh (s.a.v), o sudan içti, sonra Muhammed bin Mesleme’ye dua etti.

Muhammed bin Mesleme (r.a), Hicretin üçüncü yılının Rebiülevvel ayının ondördünde Miladi dört Eylül 624 yılında İslâm düşmanlığıyla tanınan Yahûdi şairi Kâ’b bin Eşref ile İbn-i Ebü-l Hukayk’ı öldürenler arasında yerini aldı.

 

 

Yahudi Şair’i Kâb bin Eşref Niçin öldürüldü?

 

Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye hicret ile geldiği zaman Medine halkı Müslüman, Müşrik, Yahudi ve bunların müttefikleriyle karışıktı. Kendileri Müslüman oldukları halde babaları müşrik kalan bazı Medineliler vardı. Medineli müşrikler ve Yahûdiler Resûlullâh (s.a.v) ve Ashabı’nı son dere-cede rahatsız etmekte idiler. Halbuki Medine anlaşması gereği kimse kim-seyi rahatsız etmeyecek hep beraber emniyet içinde yaşayacaklardı. 

 

Yüce Allâh bu yol da indirdiği Âyet’i Celile’de şöyle der, And olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda denenecek-siniz. Kendilerine sizden önce kitab verilenlerden ve Allâh’a şirk koşanlardan da her halde incitici bir çok laflar işiteceksiniz. Eğer, katlanır Allâh’ın emirlerine aykırı tutum ve davranışlardan sakınır isenız işte bu hadiselere karşı gösterilecek bir azim ve metanettir!” 

Ehl-i kitab’ın birçoğu hak kendilerine belli olduktan sonra ruhlarındaki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre dön-dürmek hevesine düştü. Allâh’ın emri gelinceye kadar onları şimdilik kendi hallerine bırakınız onlara serzeniş de etmeyiniz. Şüphe yok ki Allâh her şeye kadirdir.

 
 

Resulullah (s.a.v) ve Müslümanlara sabır ve hoşgörü tavsiye etmekte idi.

 

Mâmer bin Raşid’in Zühri’den Rivâyetine göre: Al-i İmran sûresinin yukarıda meâli yazılan yüz seksen altıncı âyetin-de anılan, Ehl-i kitab dan maksad Kâ’b bin Eşref’tir. Kâ’b bin Eşref söy-lediği hiciv ve şiirlerle Kureyş müşriklerini Resûlullâh (s.a.v) ve Ashab-ı âleyhine kışkırtır. Resûlullâh’ı ve Ashabı’nı hiciv ve zem eder dururdu. O, fesat yayan bir zındıktı…

Yahudilerin Resûlullâh (s.a.v)’e karşı amansız kıskançlıkları ve kinleri vardı. Bunun için Yahûdi erkekleri ve kadınları tarafından zaman zaman su’i kastler yapılmıştır. Medine barış ve sulh anlaşmasına rağmen bu fiilden geri durmuyorlardı.

 

Örneğin, Abdullah bin Abbas’dan nakledilen bir rivayette: Resûlullâh (s.a.v) Bedir’de müşriklerle çarpıştıktan sonra Medine-ye geri dönerlerken yolda Yahûdi bir kadın ile karşılaştı. Yahudi kadının başında bir kab, kabın içinde kızarmış oğlak kebabı ve kolunda ki kapta da tatlı yiyecekler vardı.Yahudi Kadın Resûlullâh (s.a.v)’e: Yâ Muhammed! Hamd olsun O Allâh’a ki seni zaferle sağ sâlim getirdi. Eğer, Medine’ye sağ sâlim döner gelirsen şu oğlağı kesip kızarta-yım, yemen için sana getireyim diye Allâh’a adak adamıştım!”dedi.

O sıralar da Resûlullâh (s.a.v)’in karnı açtı. Tam oğlaktan yemeye hazırlanırken Yüce Allâh kebab olmuş o oğlağı birden dört ayağı üzerine kaldırıp dile getirdi ve O’na: Yâ Resûlallâh! Sakın, beni yeme! Ben zehirlenmişimdir!”dedirtti.

Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh (s.a.v)’e diş bileyen, tuzaklar, tertibler düşünen Yahûdilerdendi. Bir başka zamanda’da Kâ’b bin Eşref Yahûdi- lerden bir cemaatle anlaşarak önce yemek hazırlamış Resûlullâh (s.a.v)’i öldürmek için bir velime (evlenme) ziyafetine dâvet etmişti. Düğünün yap-ıldığı mekânda Resûlullâh (s.a.v)’in oturduğu yerde O’na sinsi bir suikast yapacak, üzerine koca bir kaya yuvarlayacaklardı. Resûlullâh (s.a.v), ve Ashab-ı oraya gittiler. Fakat, Cebrâil (a.s) bu gizli suikastı O’na haber verince Resûlullâh (s.a.v), ve ashabı önceden oradan ayrılmıştı.

 
 

 

Kab bin Eşref Yahûdilerin zındıklarından. Şeytanlarındandı.

 

Onlar iman edenlerle karşılaştıkları zaman bizde iman ettik derler.ayrılıp şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise biz gerçekten sizinleyiz biz ancak onlarla alay ediyoruz derler!”  Âyetinde ki şeytanlardan maksat, Yahûdiler den Kâ’b bin Eşref ile Huyey bin Ahtab, Ebû Bürdetü’l-Eslemi, İbn-i’s-Sevda, ve Abdüdar bin Hudayb gibileridir. Kâ’b bin Eşref, kuvvetli bir şairdi. Söylediği şiirlerle Resûlullâh ve O’nun aziz sahabelerini hiciv etmekten kureyş müşriklerini Resûlullâh ve Müslümanlar âleyhine kışkırtmaktan geri durmamaktı.

Kureyş müşrikleri, Bedir’de hezimete uğrayınca, Zeyd bin Hârise, Medine’nin aşağı kısımlarında oturan Müslümanlara, Abdullah bin Revâha-’da Medine’nin yukarı taraflarında oturan Müslümanlara Bedir zaferini müjdelemek, ve müşriklerden öldürülenleri haber vermek üzere müjdeci olarak gönderilmişlerdi.

Annesi Nadir oğulları Yahûdilerinden Babası ise Nebhan oğulları ve Tayyi kabilesinden olan Kâ’b bin Eşref, zafer müjdesini haber alınca: Yazıklar olsun size! Bu haber doğru olabilir mi? Muhammed şu adamların isimlerini andıkları Arabların eşrafı ve insanların liderleri olan bu büyük kişileri gerçekten öldürmüş olabileceğini zanneder misiniz? Eğer, Muhammed bu kadar cemaatı öldürmüş ise, bizim için artık yerin içi dışından daha hayırlıdır!”demişti.

Verilen bu haberin doğruluğunu anlayıncada hemen çekip Mekke’ye gitmiş orada Muttalib bin Ebi Vedda’nın evine inmişti. Muttalib ile karısı Âtike onu evlerinde son derecede ağırladılar.

 

Kab, Bedir’de öldürülüp kör kuyuya atılan Kureyş’in müşrik uluları üzerine yanık mersiyeler şiirler ağıtlar söyleyerek ağladı ağlattı ve onları kışkırttı.Mekkelileri Resûlullâh (s.a.v)’in âleyhine ayklandırmaya çalıştı. Söylediği Mersiyeler, Mekke’de erkek ve kız çocukları tarafından ezber-lenib okunmağa başladı.

Huyey bin Ahtab’da Kâ’b bin Eşref ile Mekkeye gelib, Resûlullâh ile çarpışmak üzere Kureyş müşrikleriyle andlaştılar. Kureyş müşrikleri: Siz, en eski ilim ve kitab sahiblerisiniz, siz bize gerek kendimiz, gerek Muhammed hakkında bilgi veriniz?!”dediler.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref: Siz ne haldesiniz? Muhammed ne haldedir?”diye sordular. Müşrikler: Biz, hörgüçlü dişi develeri boğazlar, halka yediririz ve su üzerine süt içiririz. İnsanların sıkıntılarını gideririz. Hacıları sularız. Akrabaları-mızla ilgileniriz!”dediler.

 
 

 

Peki Muhammed ne haldedir?”diye sordular.

 

Kureyş müşrikleri: Kim olacak! O, oğulsuz, kızsız, kabilesiz, ve tek başına kalan bir hurma ağacıdır. Bizimle akrabalık ilgisini kesmiş, Hacılar hırsızı olan, Ğıfar Oğulları kendisine tabi olmuştur!”dediler. Huyey ile Kâ’b: Yok yok! Siz, Onlardan daha hayırlısınız. Ve çok daha doğru bir yoldasınız!”dediler. Ebû Sufyan ve öteki Müşrikler, Kâ’b’a: Sence bizim dinimiz mi ? Yoksa, Muhammed ve ashabının dinimi daha makbuldür?”dediler.

O da müşriklere yaranmak için: Siz, Onlardan daha doğru ve üstün yoldasınız!”diyerek müşrikliği Müslümanlığa üstün tuttu. Gerek Kâ’b’ın ve gerek öteki Yahûdi biginlerinin bu yoldaki tutum ve davranışları Kûr’ân-ı Kerim’de şöyle açıklanır: Görmedin mi? Şu kendilerine kitabdan biraz nasib verilen-lerin yaptıklarını? Kendileri, Cıbt ve Tağut gibi putlara, boş şeylere inanırlar, Öteki kâfirler, (yani müşrikler) içinde: Bunlar, Mü’minlerden daha doğru bir yoldadır derler.

Rivâyete göre: Kâ’b bin Eşref hakkında Resûlullâh (s.a.v): O, bize karşı düşmanlığını açıklamakta, bizi şiirleri ve hicivleriyle rahatsız etmekte, müşrikleri ise, desteklemektedir. Bizim ile çarpıştırmak için Kureyş’i kışkırtıp bir araya toplamıştır. Yüce Allâh, bunu, bana haber verdi!” buyurduktan sonra, Nisâ sûresinin 51. âyetini sonuna kadar ve: Onlar, öyle kimselerdir ki, Allâh, onlara lanet etmiştir. Allâh, her kime lânet ederse, artık, onun için bir yardımcı bulamazsın.

 
 

 

Nisa Suresi Meâlli (52)’nci ayetin den, baş tarafını okudu.

 

Nisa Suresi 52. Ayeti

 

Muhammed bin Mesleme’ye göre: Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh ile yap-tığı anlaşmayı bozmuş, Resûlullâh’ı ve Müslümanları hicv etmek suretiyle düşmanlığını açığa vurmuş, Kureyş müşriklerini, Resûlullâh ve Müslüman-lar âleyhinde ayaklandırmaya çalışmış ve bu yüzden öldürülmeye müstehak olmuştu.

Enes bin Mâlik’ın rivayet ettiği bir Hadis’de, hem Mekkeli, hem Medineli müşriklere karşı, Müslümanların, servetleri, elleri ve dilleriyle cihad etmeleri emrolunmuştur.

Diyar Bekri’nin açıkladığına göre: Kâb bin Eşref, Mekke’ye kırk Yahûdi ile gitmişti. Ebû Süfyan’la görüşmüştü. Ebû Süfyan, kırk hemşehrisi ile, Kâ’b da, kırk Yahûdi ile birlikte Mescid-i Haram’a girip Kâbe ile Kâbe örtüsü arasında birbirleri ile andlaştılar. Cebrâil (a.s), onların bu andlaşmalarını Resûlullâh’a haber verdi. Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b’ın öldürülmesini emretti.

Medineli Müslümanlardan şair Hassân bin Sâbit, Ebû Vedâa ile karısı Âtike’nin Kâ’b’ı evlerinde barındırmalarını ve ona aşırı derecede yakınlık göstermelerini şiirleriyle diline dolayınca, bunlar, onu evilerinden koğmak zorunda kaldılar. Kâ’b, kime gitti ise, Hassân bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)-’ın emriyle onu, diline doladı ve Kâ’b’ı oradan tedirgin etti. Kâ’b bin Eşref, Mekke’de barınacak yer bulamayınca, Medine’ye geldi.

Kâ’b, Medine’de de, boş durmadı. Söylediği destanlarla, ilk önce evinde kaldığı Âtike’yi ve onun güzelliğini diline doladı. Sonra da başta Hz.Abbas’ın hanımı Ümmü’l-Fadl olmak üzere, Müslüman kadınlarını söylediği şiirlerle rahatsız etmeye başladı.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v): Allâh’ım! Beni, Eşref’in oğlundan dilediğin şekilde kurtar artık! O, kötülüğünü açığa vurmakta ve yaymaktadır!”diyerek dua etti. Resûlullâh (s.a.v), Ashâbı’na dönerek: Beni, şu Kâ’b bin Eşref’in dilinden kim kurtarır? Çünkü, o, Allâh’ı ve Resülünü rahatsız etmektedir. Buyurduğu zaman, Abdüleşhel oğullarının kardeşi olan Muhammed bin Mesleme: Yâ Resûlallâh! Onu, ben, Senin için öldürür, Seni, onun dilinden kurtarırım dedi.

 
 

 

Resûlullâh (s.a.v)’de: Gücün yeterse, yap bu işi buyurdu.

 

Muhammed bin Mesleme (r.a) evine döndü. Üç gün evinden dışarı çıkmadı. Bir şey yemedi, içmedi, Onun bu hali, Resûlullâh (s.a.v)’e arz edilince, Resûlullâh (s.a.v) onu yanına getirtti: Sen, yemeyi, içmeyi ne için bıraktın diye sordu: Muhammed bin Mesleme (r.a): Yâ Resûlallâh! Ben, Sana bir söz söylemiş bulunuyorum. Bilmem- ki, onu, yerine getirebilecek miyim, getiremeyecek miyim?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona: Sen, ancak, elinden gelebileni yapmakla mükellefsin buyurdu. Muhammed bin Mesleme (r.a): Yâ Resûllallâh! Kâ’b’a, Senin âleyhinde bir şeyler söylememiz de gerekecek dedi.

 

Resûlullâh (s.a.v): Bu hususta istediğinizi söylemeniz size helâldir buyurdu.

Muhammed bin Meseleme (r.a), hemen Ebû Nâile Silkân bin Selâme, Abbad bin Beşir, Hâris bin Evs, ve Hârise oğullarından Ebû Abs bin Cebir, ile bir toplantı yaptılar. Yahudi şair Kâ’b bin Eşref’i nasıl öldüreceklerini kararlaştırdılar.

Başka bir rivâyette ise şu ilâve vardır: Resûlullâh (s.a.v)’ın Kâ’b bin Eşref’i öldürmeleri için bazı kişileri göndermesini Sa’d bin Muaz’a emrettiği ve Muhammed bin Mesleme’nin bu iş için vazifelendilib gönderildiği rivayet edildiği gibi Muhammed bin Mesleme’nin: Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’i ben öldürmek istiyorum.

Dediği zaman, Resûlullâh (s.a.v)’ın biraz sustuktan sonra: Git, bunu Sa’d bin Muâz ile görüş!”buyurduğu Sa’d bin Muâz’ın da: Allâh’ın bereketi üzerine git. Kardeşimin oğlu Hâris bin Muâz ile Abbad bin Bişr, Ebû Abs bin Cebr, ve Ebû Nâile bin Silkân’ı da yanına al!” dediği de rivayet edilir.

Yine rivâyete göre: Muhammed bin Mesleme (r.a), şair Kâ’b bin Eşref’i öldürmeğe söz vererek evine dönerken, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmekte olan Silkân bin Selâme’ye kabristanda rastladı ona: Resûlullâh (s.a.v), Kâ’b bin Eşref’i öldürmeyi bana emretti. Sen, onun, câhiliye devrinde dostu idin. O, senden başkasına itimat etmez. Sen, onu yanıma getir, öldüreyim!”dedi.

Silkân bin Selâme (r.a): Resûlullâh (s.a.v), bana emrederse, yaparım dedi. Muhammed bin Mesleme (r.a), Silkân bin Selâme (r.a) ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına döndü. Silkân bin Selâme (r.a):Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’ın öldürülmesini emrettiniz mi?”diye sordu: Resûlullâh (s.a.v): Evet buyurdular.

 

Silkân bin Selâme (r.a): Yâ Resûlallâh! İbn-i Eşref’e, Senin aleyhinde birşeyler söylemeye müsâade buyur dedi. Resûlullâh (s.a.v): İstediğini söylemek, sana helâldır buyurdu.

Bunun üzerine, Silkân bin Selâme, Muhammed bin Mesleme, Abbad bin Bişr, Seleme bin Sâbit ve Ebû Abs bin Cebr ile birlikte mehtablı bir gecede hurma ağaçlarının gölgesinde gizlenerek gittiler. Bunlar, önce Ebû Nâile Silkân bin Selâme’yi Kâ’b bin Eşref’in yanına gönderdiler. Ebû Nâile, onunla bir müddet konuştu. Beraber şiirler oku-dular. Ebû Nâile bir ara: Ey Eşref’in oğlu! Ben, senin yanına bir hâcet için geldim. Gizli tutar kimseye açmazsan, sana arzumu dileğimi söyleyeyim dedi.

 
 

 

Kab bin Eşref: Söyle isteğini yerine getireyim dedi.

 

Ebû Nâile: Şu adamın (yani Resûlullâh (s.a.v)’in) gelmesi, başımızı belâdan belâya soktu. Arablar, bize düşman kesildiler. Bizi tek yaydan oka tuttu-lar. yollarımız kesildi. Çoluk çocuklar mahvoldu. Biz de, çoluk çocukları-mızda çok zor ve sıkışık duruma düştük dedi.

Kâ’b bin Eşref: Ben, Eşref’in oğluyum! Vallâhi ey İbn-i Selâme! Ben, zaten işin bu sonuca varacağını sana önceden harber vermiş, söylemiştim dedi. Ebû Nâile: Ben, senin bize yiyecek satmanı istiyorum. Sana, bunun karşılı-ğında rehin olarak güvenebileceğin, ve uygun görebileceğin teminatı da vereceğiz dedi. Kâ’b bin Eşref: Bana, kadınlarınızı rehin verir misiniz?”dedi.

Ebû Nâile: Sana kadınlarımızı nasıl rehin verebiliriz? Sen, Yesriblilerin en genci, en yiğidisin! Onlar, sana gönül verirler dedi. Kâ’b bin Eşref: Oğullarınızı rehin verir misiniz dedi.

Ebû Nâile: Sen, bizi rezil etmek mi istiyorsun? Benim durumumda ve görü-şümde daha başka arkadaşlarım da var. Ben, onları da, sana getirmek isti-yorum. Sen, onlara da, yiyecek satarsın. Gel, sen uygun gör de, biz sana silâh ve zırhlarımızı rehin bırakalım. Bunda sana yeteri kadar teminat var dedi. Bununla Kâ’b’ın yanına silâhlı olarak geldikleri zaman ürkmemesini sağlamak, silâhla gelişlerinin, taahhütleri icâbı olduğunu ona inandırmak istemişti.

 
 

Kab bin Eşref: Eh, silâhlar da, teminat olarak yetebilir dedi.

 

Ebû Nâile, arkadaşlarının yanına dönerek durumu onlara anlattı. Silahlarını yanlarına almalarını söyledi. Resûlullâh (s.a.v)’in yanında toplandılar. Resûlullâh (s.a.v), onlarla Bakiülğarkad’a kadar yürüdü: Haydi, Allâh’ın ismiyle gidiniz!”buyurarak uğurladıktan sonra: Allâh’ım onlara yardım et!”diye dua etti ve evine döndü.

Başka bir rivayete göre: Kâb bin Eşref’le görüşmeye Muhammed bin Mesleme ile arkadaş-ları da gitmişlerdi. Muhammed bin Mesleme Kâb’a: Şu kişi (Resûlullâh (s.a.v) bizden Sadaka ve Zekât istedi. Bize ağır vergi yükledi. Ben de, ödünç birşeyler almak için, sana geldim dedi.

 

Kâ’b bin Eşref: Muhakkak ki, o, sizin bıkkınlığınızı daha da artıracaktır dedi. Muhammed bin Mesleme (r.a): Ne yapalım, ona bir kere uymuş bulunduk. Kendisini hemen bırak-mak istemiyoruz. Bakacağız: O’nun hali ne olacak, sabırla sonuna kadar bekleyeceğiz. Şimdi, biz, senin bize bir Vesk (yük), veyahut iki vesk hurma vermeni istiyoruz!”dedi.

Kâb bin Eşref: Peki, bana bir rehin veriniz dedi. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, ona: Rehin olarak ne istersin dediler. Kâb bin Eşref: Kadınlarınızı dedi. Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları: Kadınlarımızı sana nasıl rehin bırakabiliriz? Bugün, sen Arab’ın en yakışıklı bir simâsısın. Kadın gönlü, akı verir?”dediler.

Kâ’b bin Eşref: Öyleyse, oğullarınızı rehin veriniz dedi. Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları: Oğullarımızı nasıl rehin veririz ki, bunların herhangi biri hakkında biri iki vesk yük hurmaya rehin olunmuştu! Denilmesi, bize temelli, silin-mez bir leke olur. Gel, biz sana silahlarımızı, ve zırhlarımızı rehin olarak bırakalım?”dediler.
 

Kab bin Eşref bunu kabul ederek şöyle dedi: Olur. Silahlarınızı bana getiriniz. İstediğinizi yükleyip götürünüz

 

Hicretin üçüncü yılının başlarında Rebiülevvel ayının ondördüncü gecesinde mehtaplı bir gecede fedâiler Kâ’b bin Eşref’ın kalesine vardılar Ebû Nâile, seslendi. Kâb, yeni evlenmişti. Sesi işitince, yerinden fırladı. Kâb’ın karısı eteğine yapıştı: Sen, savaşcı bir adamsın. Savaş eri olanlar, gecenin bu vaktinde kaleden aşağı inmezler! İşittiğim sesten kan damlıyor dedi. Fedâiler: Ey Kâb!Kaleden inip yanımıza gel. Sendekini biz alalım. Bizdekini de sen al dediler.
Muhammed bin Mesleme, Medine’li Müslümanlar içinde en hareketli olan sahâbilerden idi. Bütün ömrünü savaştan savaşa koşmakla geçirdi. Resûlullâh’a karşı büyük bir sevgi ve muhabbet duyduğu için O’na bir şey olmasın diye etrafından ayrılmazdı. Adetâ Resûlullâh’ın fedaisi durumunda idi. Muhammed bin Mesleme’den pek az hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Kendisinin ailesi ve çocukları hakkında eski eserlerde yeterli pek fazla bilgi bulunmamaktadır. 

Muhammed bin Mesleme, Hz.Osman’ın şehid edilmesinin ardından Hz.Ali’yi halife seçen sahabiler arasında yer aldı. Daha sonra fitneler baş gösterince Medine’ye üç miş mesafedeki Rebeze köyüne çekildi. Cemel ve Sıffın Savaşları’na katılmadı.
Kendisini Rebeze köyünde ziyaret eden Ebû Bürde el-Eş’ari (r.a) ona: İnsanlarla beraber olup, onlara hak ve hakikati anlatmanız daha doğru olacaktır dediğinde, ona: Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine bir kılıç verip, onunla cihad etmesini emrettiğini, Müslümanların biribirleine düştüğünü gördüğünde ise, Uhud Dağı’na varıp kılıcını kırılıncaya kadar dağa vurmasını, sonra da evine çekilmesini tavsiye ettiğini anlattı. Huzeyfetü’l-Yemani (r.a): Muhammed bin Mesleme’ye fitneler tesir etmeyecektir!”derdi.

Muhammed bin Mesleme Hicri 43 yılın sefer ayında Miladi 663. Yılın Mayıs ayında Medine’de vefat etti. Bu tarih Hicri 46-47 Miladi 667. yıl olarak ta zikredilmiş, Ürdün’den gelen bir kişi tarafından evinde şehid edildiği de rivâyet edilmiştir. Cenâze namazını Medine valisi Mervân bin Hakem kıldırıldı ve Cennetü’l-Baki’e defnedildi. Onun yedi hanımından on oğlu ve altı kızı olmuştur. Çocuklarının beşi sahâbidir.

Muhammed bir Mesleme, muhaddis, fakih ve Resûlullâh (s.a.v)’ın kâtibi olarak anılmakta, adı ölüm cezalarını infaz eden sahabiler arasında geçmektedir. Resûlullâh (s.a.v)’den on altı hadîs rivayet etmiştir. Kendisin-den Sehl bin Ebû Hasme ve Misver bin Mahreme gibi sahabiler ile Kabisa bin Züeyb, Urve bin Zübeyr, Hasan-ı Basri, Ebû Bürde el-Eş’ari ve A’rec diye bilinen Abdurrahman bir Hürmüz gibi tabiiler hadis rivâyet etmiş, rivâyetleri Kütüb-i Sitte’de ve bir çok hadis kitablarında yer almıştır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı