Biyografi

Sahabe Dâvûd Bin Urve Bin Mes’ûd

İslâm tarihinde iki tane çok meşhur Urve bin Mes’ûd adında sahabi vardır. Bunlardan biri Urve bin Mes’ûd el-Ğifâri, diğeri ise meşhur Urve bin Mes’ûd es-Sekafi dir. İşte anlatmaya çalışacağımız sahebe Dâvûd bin Urve (r.a), böyle önemli bir zatın oğludur.

Dâvûd Bin Urve Bin Mes’ûd Kimdir?

Baba Adı : Urve bin Mes’ûd, bin Muatteb,
Anne Adı : Meymune bint-i Ebû Süfyân,
Doğum Tarihi ve Yeri : Tarih yok, Tâif doğumludur.
Ölüm Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
Fiziki Yapısı : Bilgi yok.
Eşleri : Habibe bint-i Ubeydullah, bin Cahş.
Oğulları : Bilgi yok.
Kızları : Bilgi yok.
Gavzeler : Bilgi yok.
Muhacir mi Ensar mı : Hicret edemedi.
Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : Bilgi yok.
Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.
Kabile Neseb ve Soyu : Dâvûd bin Urve bin Mes’ûd bin Muetteb bin Mâlik bin Kâ’b bin Amru bin Sa’d bin Âvf bin Sekıf bin Munebbih bin Bekr bin Hevazin bin İkrime bin Hasafat bin Kays bin Âylan es-Sekafi dir.
Lakap ve Künyesi : Bilgi yok.
Kimlerle Akraba idi : Ümmü Habibe (r.a)’nın bacısı Kureybe’nin oğlu, ve damadı, Resûlullâh’ın üvey kızı Habibe’nin kocası, ve damadı, meşhur sahabe Urve bin Mes’ûd’un oğlu, Ebû Süfyân’ın torunudur.

 

Dâvûd Bin Urve Bin Mes’ûd Hayatı:

İslâm tarihinde iki tane çok meşhur Urve bin Mes’ûd adında sahabi vardır. Bunlardan biri Urve bin Mes’ûd el-Ğifâri, diğeri ise meşhur Urve bin Mes’ûd es-Sekafi dir. İşte anlatmaya çalışacağımız sahebe Dâvûd bin Urve (r.a), böyle önemli bir zatın oğludur. Mekkeli müşrikler, Resûlullâh (s.a.v)’in getirmiş olduğu İslâm nizamını kendi ğururlarına yediremedikleri için sık sık şöyle derler di:
Nübüvvet ve Risalet Mekke’den Velid bin Muğire’ye veya Tâif’te beni Sakıf Kabilesinin ulu Reisi Urve bin Mes’ûdü’s-Sekafi’ye gelseydi, tereddüt etmezdik dedikleri iki kişiden biri olan Urve bin Mes’ûd Tâif in en zengini ve büyük reisi idi. Simaca Hz.İsâ (a.s)’ı andırırdı.
 

Hicreti:

Hicri altıncı yılının Zilkade ayında Hudeybiye Musalahası esnasında Urve bin Mes’ûd henüz müşrik idi ve Mekke’de bulunuyordu. Mekkeli müşriklerle Resûlullâh (s.a.v) arasında elçiler gidip geliyor ve bir netice elde edılemiyordu. Bu esnada Urve bin Mes’ûd Mekkelilerden izin alarak gidip Resûlullâh (s.a.v) ile görüştü. Kendi arkadaşlarının yanına döndüğü zaman onlara:
Arkadaşlar! Yemin ederim ki, bir çok krallara elçi olarak gittim. Kayser’e, Kisra’ya ve Necaşi’ye gittim. Fakat, Ashabı’nın Muhammed’e gösterdiği saygı kadar hiçbir millet kendi kırallarına saygı göstermiyor. Onlar bütün varlıklarıyla Peyğamberlerinin emrine amade bekliyorlar. Peyğamberleri onlara bir şey emrettiğinde hemen yerine getiriyorlar. Konuşurken yanında seslerini kısıyorlar. Saygıları sebebiyle O’na dikkatle bile bakamıyorlar
Hudeybiye anlaşması imzalandıktan iki yıl sonra İslâm ordusu Mekke şehrini feth ettikten sonra Beni Hevazin ile Beni Sakıf aralarında ittifak yaparak Beni Sa’d kabilesini de aralarına alıb bin kişilik bir ordu ile Huneyn’de İslâm ordusunu karşıladı. Hicretin sekizinci yılında yapılan bu büyük savaşta İslâm ordusu ğalib gelince Beni Hevazinliler den bir ğrub la, Beni Sakıflılar Tâif’e kaçtılar. Resûlullâh (s.a.v), tekrar toplanmamaları için Tâif’e hareket ederek burasını muhasara etti.
Fakat bir müddet sonra Tâif kalesinin muhteşem ve muhkem oluşu nedeni ile bu muhasaradan vaz geçti ve Medine’ye geri döndü.
Resûlullâh (s.a.v), Tâiflileri kuşattığı sıralarda Urve bin Mes’ûd ile Âylan bin Seleme, Tâif’i savunmak için Debbabe Mancınık vesaire yapma sanaatını öğrenmek üzre Cüreş’te bulunuyordu. Cüreş, Yemen’in Mekke tarafında geniş bir şehir’dir. Resûlullâh (s.a.v) Tâif’den Ayrıldıkdan sonra Urve bin Mes’ûd Tâif’e geri dönmüş. Bir müddet, Debbabe büyük küçük mancınıklar yapmakla uğraşmış, nihayet, Allâh, onun kalbine İslâmiyet sevgisini düşürmüştü.
Urve bin Mes’ûd (r.a), hicretin dokuzuncu yılı Rebiül’evvel ayında Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldi, Müslüman oldu. Resûlullâh (s.a.v), onun Müslüman oluşuna çok sevindi. Urve bin Mes’ûd Medine’de Hz.Ebû Bekr’in evine inmişdi. Muğire bin Şu’be amcasını kendi evine götürünceye kadar onun yanını bırakmadı. Zira, Muğire bin Şu’be, Urve bin Mes’ûd’un yeğeni idi.

 

Urve bin Mes’ûd Şöyle dedi:

Yâ Resûlallâh Bana izin ver de kavmimin yanına gidib onları İslâm dinine dâvet edeyim. Vallâhi ben gelib geçmiş dinler içinde bunun gibisini görmedim. Ben, ashab ve kavmimin yanına öyle hayırlı bir varışla varacağım ki, hiçbir zaman hiçbir kimse kavmına benim kavmime varışım gibi varmayacaktır dedi.
Resûlullâh (s.a.v), Tâif halkının öteden beri onurlanıb büyüklenıb Müslümanlıkdan kaçındıklarını bildiği için:
Onlar seni öldürürler buyurdu.
Urve bin Mes’ûd (r.a) ise şöyle dedi:
Yâ Resûlallâh Ben, onlara öz evlatlarından daha sevgiliyimdir
Gerçektende Urve bin Mes’ûd, Tâif halkı içinde sevilir, sayılır, sözü dinlenir bir zat idi. Onu Kureyş müşrikleri de böyle kabul ediyorlardı. Kûr’ân-ı Kerim’de açıklandığına göre Kureyş müşrikleri:
Bu Kûr’ân iki şehrin büyüklerinden birine büyük bir adama indirilmeli değilmiy di demişlerdi.
İki memleketten birisi Mekke, diğeri Tâif’di. Kureyş müşriklerinin büyük adamlardan maksatları’da Mekkede ki, Velid bin Muğıre ile Tâif’deki Urve bin Mes’ûd gibi kişilerdi. Urve bin Mes’ûd, simaca Hz.İsâ’yı andırırdı. Urve bin Mes’ûd, Tâiflileri İslâmiyete dâvet için izin verilmesi hakkındaki dileğini tekrarladı.
Resûlullâh (s.a.v) yine buyurdular ki:
Onlar seni öldürürler Onlar seni öldürürler Diye korkuyorum
Urve bin Mes’ûd:
Yâ Resûlallâh! Onlar beni uykuda bulsalar uyandırmaz uyandır-maya dahi kıyamazlar dedi.
Yanlarına gitmek için üçüncü kez yine izin istedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v)’de:
Eh, gitmek istiyorsan git buyurdular.
 

Tâif’e Yolculuğu:

Urve bin Mes’ud, içlerindeki mevkii dolayısıyle Tâıf’lilerin kendisine aykırı davranmayacaklarını karşı koymayacaklarını umuyordu. Urve bin Mes’ûd kalkıb Tâif’e doğru yola çıktı. Beş gün gittikden sonra akşamleyin kavmine ulaştı hemen evine girdi. Tâıf’liler, Urve’nin Rabbe putuna (Lat putuna) uğramadan onu ziyaret etmeden evine girişinden hoşlanmadılar. Ondan kuşkulandılar.
Sonra da kendi kendilerine:
Yolculuk hali onu bundan alıkoymuş olabilir dediler.
Sakıf kavmi, Urve’nin evine kadar geldiler. Onu, câhiliye ve müşriklik devrinin selâmı ile selâmladılar. Urve bin Mes’ûd, onlara karşı müşriklik selâmını tanımayan ve ondan hoşlanmayanların ilki oldu:
Bana, Esselâmu âleyküm Diyerek Cennetliklerin selâmını vermenizi size tavsiye ederim dedi. Sonrada onları Müslümanlığa dâvet etti.

 

Kavmine Hitabı:

Ey kavmim! Siz, beni herhangi bir kötülükle suçlaya bilir misiniz Siz, benim soy sopça en seçkininiz servetçe en zengininiz cemaatçada en güçlünüz olduğumu biliyorsunuz değil mi Beni İslâmiyete girmeye sevk eden ancak başkalarının göremediği şeyi benim onda görmüş olmamdır. Geliniz öğütümü dinleyiniz Bana aykırı davranmayınız! Vallâhi, benim size getirib sunduğum şeyden daha üstününü hiçbir elçi kavmine getirib sunmamıştır dedi.
Fakat, Sakif’ler ona hakaret ettiler, onun çevresini sardılar.
Lat’a and olsun ki, zaten senin Rabbe’ye yaklaşmadığın ve onun yanında saçlarını kazıtmadığın zaman, senin dininden ayrılmış olduğun bizim içimize doğmuşdu dediler.
Urve bin Mes’ûd (r.a), onlara karşı yumuşak davrandı. Tâifliler ise; toplanıb onun hakkında yapacakları şeyı kararlaştırmak üzre yanından ayrıldılar. Urve bin Mes’ûd, tanyeri ağarmağa başladığı zaman köşkünün üzerine çıktı namaz için ezan okudu. Allâh’dan ğayri ilâh olmadığını ve Muhammed’in Resûlullâh olduğuna şehâdet etti. Kendisinin Müslüman olduğunu açıkladı. Tâif halkı olan Sakıfları İslâmiyete davet etti.
Sakıflar her köşeden ona doğru vardılar. Her tarafdan oka tuttular. Beni Mâliklerden, Beni Salim bin Mâlik’in kardeşi Evs bin Âvf’ın attığı ok Urve’ye isabet etti. Oku, Ahlaf’dan Beni Attab bin Mâlikler den Vehb bin Câbir adındaki kişinin attığıda sanılmıştır.
Urve bin Mes’ûd’da Ahlaf’dan yani, Sakıfların diğer kabilesinden idi. Atılan ok Urve’nin bilek damarını kesti. Kan durdurulamadı. Okun Evs bin Avf tarfından atıldığı gerçekleştiği için, Âylan bin Seleme, Kinâne bin Abdiyalil, Hâkem bin Amr, ve Ahlaf’ın diğer ileri gelenleri silahlandılar. Çarpışmak için yığınak yaptılar.
Yâ, Beni Mâliklerin reislerinden on kişi öldürüb Urve bin Mes’ûdun öcünü alacağız, ya da, en son ferdimize kadar öleceğiz dediler.
Urve bin Mes’ûd’a ölmeden önce:
Kanın hakkında ne yapılmasını uygun görüyorsun diye soruldu.
Urve bin Mes’ûd iki tarafın yapmağa kalkıştıkları şeyı görünce kendi kavim ve kabilesine:
Sakın, benim yüzümden çarpışmağa kalkmayınız Çünki, ben bu hususta aranız düzelsin diye kanımı bağışlamış bulunuyorumdur! Bu bir şerefdir ki, yüce Allâh beni bununla şereflendirmişdir. Bu bir şehidlik dir ki, bunu bana Allâh göndermiş dir! Ben şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh’ın Resûlü’dür O, sizin beni böyle öldüreceğinizi bana önceden haber vermişdi dedi,
Sonrada yakınları olan cemaate:
Resûlullâh (s.a.v)’in yanında şehid olub yanınızdan ayrılmadan önce
Tâif dışına gömülmüş bulunan şehidlerin yanına benide gömmenızden başka hakkımda yapacağınız hiç bir şey yoktur dedi.

 

Urve bin Mes’ûd’un vâsiyeti:

Urve bin Mes’ûd’un vâsiyeti üzerine, onu Tâif şehidlerinin yanına gömdüler. Urve’nin şehid edildiği haberi erişince, Resûlullâh (s.a.v):
Onun kavmi ile olan hali, Yasin sahibinin kavmi arasındaki haline benzer Yâsin sahibi kavmını yüce Allâh’a imana dâvet etmişti de, kavmi onu öldürmüşlerdi. Hamd olsun O Allâh’a ki, Ümmetim’ın içinde Yâsin sahibi gibi birini bulundurdu deyib, Yâsin Sûresi’nden ayetler okudu.
Ebû Hüreyre’nin naklettiği Mirac hadisinde ise Resûlullâh (s.a.v):
Mirac gecesi baktım ki, Meryem oğlu İsâ ayakta namaz kılıyor. İnsanlar içinde ona en çok benzeyen Urve bin Mes’ûd es-Sekafi’dir
İşte böyle bir babanın oğlu olan Dâvûd bin Urve, bin Mes’ûd (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımlarından Ebû Süfyân’ın kızı Ümmü Habibe annemizin Habeşistan’da dünyaya gelen ve babasının mürted olub daha sonra o minval üzere ölmesiyle yetim kalan, ve kısa bir müddet sonra da annesi Ümmü Habibe’nin Resûlullâh (s.a.v) ile evlenmelerinden dolayı, Fahr’ı-Kâinatın himayesi ve terbiyesi altında yetişen, üvey kızları Habibe bint-i Ubeydullâh ile Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatlarından sonra Medine’de evlenmişlerdir.
Davûd bin Urve, bin Mes’ûd es-Sekafi (r.a) hakkında bundan fazla bilgi bulunmamaktadır.
Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı