Advert
Advert
Bu haber 05 Ocak 2019 09:57:47 Tarihinde eklenmiştir. 230 Defa Okundu.

Câbir Bin Abdullah Bin Riab

İslâm tarihin’de, Câbir bin Abdullah, adıyla anılan dört tane sahabi vardır. Bunlar;1-Câbir bin Abdullah, ona İbn-i Ubeyd bin Câbir el-Abdi’de denilir. 2-Câbir bin Abdullah er-Rasibi. 3-Câbir bin Abdullah bin Riab es-Sülemi 4-Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram. Bu son iki sahabi de Beni Seleme’den olub bazı eserlerde ikisi birbirleriyle karıştırılmaktadır.

Câbir Bin Abdullah Bin Riab

Câbir Bin Abdullah Bin Riab Kimdir?

 Baba Adı : Abdullah bin Riab.
 Anne Adı : Beni Selime’den Ümmü Câbir Fatıma bint-i Züheyr.
 Doğum Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı : Bilgi yok.
 Eşleri : Bilgi yok.
 Oğulları : Bilgi yok.
 Kızları : Bilgi yok.
 Gavzeler : Bedir, Uhud, Hendek Savaşları.
 Muhacir mi Ensar mı : Ensâr dır,1. ve 2.Akabe bey’atlarına katıldı.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : Rivayetleri çoktur, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu : Câbir bin Abdullah bin Riab bin Nu’man bin Sinan bin Ubeyd bin Adiy bin Ğanm bin Kâ’b bin Selimetü’l-Ensâri es-Sülemi dir.
 Lakap ve Künyesi : Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi : Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram ile Hala ve dayı oğlu olurlardı.

Câbir Bin Abdullah Bin Riab Hayatı


İslâm tarihin’de, Câbir bin Abdullah, adıyla anılan dört tane sahabi vardır. Bunlar;1-Câbir bin Abdullah, ona İbn-i Ubeyd bin Câbir el-Abdi’de denilir. 2-Câbir bin Abdullah er-Rasibi. 3-Câbir bin Abdullah bin Riab es-Sülemi 4-Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram. Bu son iki sahabi de Beni Seleme’den olub bazı eserlerde ikisi birbirleriyle karıştırılmaktadır.
Bunlardan biri, Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram olup, Akabe Bey’atı’nda bulunmasına rağmen, yedi tane kız kardeşi olduğu için babası tarafından Bedir ve Uhud Ğazveleri’ne iştirak ettirilmemiş, Babası Uhud şehid’i olup, hakkında âyet inen Abdullah bin Amr bin Haram’ın oğlu, Medineli Ensâr’dan olan meşhur muahaddis sahabe dir,
Diğeri; bizim burada anlatmaya çalışacağımız, Câbir bin Abdullah, bin Riab es-Sülemi dir.
Aşağıda belirteceğimiz gibi, heriki Câbir bin Abdullah’da, Aynı kabileden olub Akabe bey’atı’na katılmışlardır. Yalnız Câbir bin Abdullah bin Riab Bedir ve Uhud Ğazvelerine katılmıştır. Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram ise, bu ğazvelere katılamamıştır. Bu, ğazveler hakkında rivayet edilen hadis-i şeriflerin çoğu genellikle Câbir bin Abdullah bin Riab’dan nakledilmektedir.
Câbir bin Abdullah’ın neseb silsilesi: Câbir bin Abdullah, bin Riab, bin Nu’man, bin Sinan, bin Ubeyd, bin Adiy, bin Ğanm, bin Kâ’b, bin Selemetü’l Ensâri, es-Sülemi’dir. Annesi ise: Fâtıma bint-i Amr, bin Haram olup, diğer Câbir bin Abdullah, bin Amr, bin Haram’ın halasıdır. dolaysiyle bu iki Câbir dayı ve hala oğlu olurlardı. Bu sahabiye kadın yine meşhur Uhud şehidi Amr bin Cemûh’un hanımı Hind bint-i Amr, bin Haram’ın da kız kardeşi olurdu.
Mekke’ye Gelen İlk Medineliler
Yüce Allâh dinini açıklamayı ve Resûlullâh (s.a.v)’ı ğalib getirmek, O’na vâdini tamamlamak için, O’nu Medinelilerle buluşturdu. Resûlullâh, her yıl, Hac mevsiminde Mekke’ye gelen hacılarla görüşür. Kendini ve görevini onlara arz ederdi. Nübüvvetin onbirinci yılı. Hac mevsiminde Akabe’de bulunduğu sıralarda, yüce Allâh, kendilerine hayır murad ettiği Medine’li Hazrec kabilesinden olan altı kişilik bir toplulukla buluşmuştu.
Bu altı kişi, Hac ibadetlerını yapmış, ve başlarını traş edib kazıtmış olarak ihramdan çıkmış bir halde Resûlullâh’la buluştular. Bunlar, Ensâr-’dan olan ilk kişiler di. Bunların isimleri şöyleydi:1-Es’âd İbn-i Zürare, 2-Avf bin Hâris, 3-Râfi bin Mâlik, 4-Kutbe bin Amr, bin Hadic, 5-Ukbe bin Amr, bin Nabi, 6-Câbir bin Abdullah, bin Riab (r.a) idiler.
Resûlullâh (s.a.v), Onlara:
Siz, kimlersinizdiye sordu.
Onlar;
Bizler, Hazrec kabilesinden kişileriz dediler.
Resûlullâh (s.a.v):
Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecliler’den misiniz
Onlar:
Evet deyince,
Resûlullâh (s.a.v):
Oturmaz mısınız? Sizlerle biraz konuşalım diye sorunca
Onlar:
Olur konuşalım
Hep beraber oturub, Mekke ile Mina arasında, Akabe’de konuştular. Resûlullâh (s.a.v), onları iman, İslâm, ve Kûr’ân-a dâvet ederek, İbrâhim süresini otuzbeşinci âyet’den elli ikinci âyetlere kadar okudu. Medineliler hayranlıkla dinlediler ve İmanı, İslâm’ı kabul ettiler. Zira onlar, ezeli düş-manları olan, Evs Kabilesi ile, en son, yapılan Bûas Savaşları’nda çok kan dökmüş, ve zaman zaman da Yahudiler ile’de kan dökmüşlerdi.
Evs, ve, Hazrec Kimler dir:
Evs ile Hazrec, aslında iki kardeştirler. Bunlar, Hârise bin Sa’lebe’-nin iki oğludurlar. Ana yurdları Yemen olub, Seylü’l-Arim’den sonra, Tihâme’ye oradan’da kuzeye göç ettiler. Sa’lebe bin Amr, Müzeykıya, ve oğulları da Medine’ye gittiler. Burada uzun bir müddet Medine Yahudile-rine tâbi’ olarak yaşadılar. Onların ekonomik ve siyasi baskılarına maruz kaldılar.
Rivayete göre; Daha sonra, Ğassaniler’in destek ve yardımlarıyla Yahudilere karşı bağımsızlıklarını kazandılar. Evs’ın soyu; oğlu Mâlik-den, Amr, Avf, İmrülkays, Cüşem, ve Mürre, adlı beş çoçuğundan çeşitli kollara ayrılarak çoğalmıştır. Daha önce Medine dışında yaşayan Evs ve Hazrec kabileleri, Yahudilere karşı bağımsızlıklarını kazandıktan sonra şehrin içine yerleşmişler, fakat bu yenilgiyi hazmedemeyen Yahudiler, bu iki kardeş kabile arasında ki ezeli rekabeti tahrik ederek onları yıllarca birbirleriyle savaştırmışlardır.
 

Bûas Savaşları Neydi:


Medineli, Evs, ve Hazrec kabileleri arasında, 120 yıl kadar süren savaşların sonuncusunun vuku’ bulduğu, Buas mevkii, İslâmiyet’ten önce Medineye birkaç kilometre uzaklıkta bulunan ve Beni Kurayza Yahudi-lerinin toprakları üzerinde bulunmakta idi. Hicretten beş veya altı yıl önce cereyan eden ve, “Yevmü Bûas” diye bilinen bu savaş, Evs Kabilesinden bir kişinin, Hazrec Kabilesine sığınan bir yabancıyı öldürmesi üzerine başlamıştır. Evs Kabilesinin başında, Hudayr el-Ketâib, Hazreclilerin başında ise, Amr bin Nu’man, el-Beyazi bulunuyordu.
Her iki kabilenin ileri gelenlerinden bir çok kimsenin hayatını kayb ettiği bu savaş, Hazrec’in lideri Amr’ın bir okla öldürülmesi üzerine Evs- liler’in zaferleriyle sonuçlandı. Bundan sonra Bûas Savaşı’nın hatırasına birçok şiirler söylendi.
Medine civarındaki Yahudiler savaşta kaybettikleri prestij’lerini ve siyasi saltanatlarını, ekonomik randlarını yeniden elde etmek için, aslında kardeş olan bu iki büyük kabileyi durmadan birbirleriyle savaştırırlardı. İki tarafa’da gizlice el altından silah hibe eder, tesirli şiirlerle tahrik ederek önce birbirleriyle savaştırırlar, daha sonra da, barış gücü olarak ikitarafın aralarına girer, onları barıştırırlardı. Ve en sonunda Savaş’ın verdiği zarar ve ziyanlarını, yardım adı altında faizle borç vererek, kendi ekonomilerini ayakta tutarlardı.
Yani; O, gün Meyda kadar etkili ve tesirli olan şairlerinin şiirleriyle ilk önce ırkçılık damarlarını tâhrik eder, sonra, el altından silah hibe eder, onları biribiyle savaştırır, sonra, barıştırır, sonra, borç adı altında faiz verir onları sömürmeye devam ederlerdi.
Daha sonra; bu iki kabilenin, bu savaş da ölenleri için anma günleri tertibletir, şairlerin şiirleriyle gelecek yıl için, esalet, soy sop ve ırkçılık ile medh ederek, onların menfi ve menhus duyğularını kabartıp, yeniden savaş için şartlandırır, Bûas Vadisi’nde buluşturup savaştırırlardı.
Bûas Savaşları ekseriyetle, Haziran ayının başlarında, tam mahsul zamanı, bir günlüğüne, güneş doğup batıncaya kadar sürerdi. Bu arada iki taraftan gençler ve yiğitler bir şekilde ya ölür, ya yaralanıb sakatlanırlardı. Yıl boyu veya ömür boyu İş göremez bir hale gelirlerdi. Dolayısiyle, Yahudiler bir şekilde bir yıl boyunca emniyet içinde olurlardı. Yine o yıl boyuncada ölenler anılır, yaralılar ise; medh edilir. Ve yine ertesi yıl için hazırlıklar yapılırdı. Tahrik, silâh ve savaş, Yahudilerden. Barış, sulh ve faizli yardım, yine Yahudilerden di
O sıralar da, Yahudiler, tarafından hazırlanan gizli bir “B” planı
Medine devletinin başına meşhur baş münafık olan Abdullah bin Übey İbn-i Selül getirilecekti Abdullah bin Übey, Hazrec Kabilesi’nin ileri gelenlerinden ve en zenginlerinden, kuvvet ve servetiyle çok meşhurdu. Evs ile Hazrec kabilesi arasında Yahudilerin kışkırtmaları ile meydana gelen Bûas Savaşları’ndan sonra, Yine, Yahudilerin taktiğiyle iki tarafa durumu anlatarak İki büyük kabileyi barışmaya ikna ederek razı etmişti.
Bu iki büyük kabilenin reisleri hicretten önce aralarında anlaşarak Abdullah bin Übey’i kendilerine kral yapmak istediler. Bu sebeble ona bir de tâc giydirme hazırlıkları bile yaptılar. Aslında bu planı Yahudiler, gizli hazırlayıb, açıktan destekliyorlardı. Zira İbn-i Selül gibi bir münafık tam onların istediği bir devlet adamı olabilir di. Onların isteklerini rahatlıkla karşılayabilir di. İbn-i Selül, Hükümdar olduktan sonra sistemini rejimini kuracak, Bu iki kardeş aileden bu sistem ve rejime baş kaldıran olursa rejimi kollama ve koruma adına, kendi asker ve polisi ve yargısı ile daha kolay onları hükümlerı altına alıp, çıkarlarını devam ettirebilirlerdi .
İşte tam o sırada bu gençler Mekke’ye gelerek, durumu Resûlullâh’a aktardılar. Ve buna çare sordular.
Resûlullâh (s.a.v)’in cevabı ise çok açık ve netti:
İslâm olun, ve kurtulun!” Kûr’ân-ı Kerim, ne güzel der.
Hepiniz Yüce Allâh’ın ipine sımsıkı sarılın! Biribirinizden sakın ayrılmayın, Allâh’ın üzerinizdeki nimetini düşünün: Sizler birbirinize düşmanlar iken, O sizin kalblerinizin arasında bir yakın-lık ve sıcaklık meydana getirib yaklaştırdı da, nimetleri sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Hem sizler ateşten bir uçurumun kenarında bulunuyordunuzda, O, tuttu, sizi ondan kurtardı. Şimdi size âyetle-rini Allâh’a doğru gidebilesiniz diye böyle açıklıyor
Yüce Allâh, Medine’lilere, İslâmiyet’le yapacağı ihsanları, yaptı. Yahudiler; ötedenberi, Evs ve Hazrec diye anılan iki kardeş kabilenin yurdu olan Medine’de birlikte otururlardı. Yahudiler, Kitâb ve ilim sahibi idiler. Evs ve Hazreciler ise, putperest idiler. Bunlar, kendi yurdlarında, Yahudilerle, zaman zaman, çarpışır dururlardı.
Aralarında bir şey çıktıkça, Yahûdiler, bunlara:
Bir Peyğamber, gönderilmek üzeredir. O’nun geleceği zamanın gölgesi düştü. O Peyğamber, gelince, biz, O’na, tâbi’ olacağız. (O, bizden olacak) O’nunla, birlik olup Âd ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi biz de, sizi, öldüreceğiz der, tehdit ederlerdi.
Resûlullâh (s.a.v), Mekke’ye gelen bu Medineli Hazrecilerle oturub konuşub kendilerini Allâh’a İmâna dâvet edinc birbirlerine:
Ey kavmımız! Biliniz ki, vallâhi, Bu; Yahûdilerin kendisiyle, sizi korkuttuğu Peyğamber olsa gerek. Sakın, Yahûdiler, O’na inanmak ve tâbi’ olmakta sizi geçmesinler!”diyerek, Resûlullâh’ın, kendilerini dâvet ettiği şeye icâbet ve İslâmiyetten kendilerine teklif edilen şeyleri, hemen kabul ve tasdik ettiler.
Biz; kavmımızı, hem birbirlerine karşı, ve hem de kavmımızdan olmayan bir kavme Yahudilere karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde, gerimizde bırakmış bulunuyoruz. Umulur ki: Allâh, onlarıda, Senin sâyende bir araya toplar. Biz, hemen Medine’ye yanlarına varıp onları da, Senin işine, İslâmiyete dâvet edecek, bizim, bu Din’den kabul ettiğimiz şeyleri, onlara da, arz ve teklif edeceğiz.
Eğer, Allâh, onları, bu Din üzerinde birleştirirse, Senden daha aziz ve daha şerefli bir kimse olamaz dediler.
Resûlullâh (s.a.v), onlara:
Siz; Rabb’ımın Elçilik vazifesini, halka, tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar, beni, koruyacak, bana, yardımcı olacak mısınız diye sordu, ve kendileri ile birlikte, Medine’ye gitmek istedi.
Onlar:
Sen de, biliyorsun ki: Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allâh’ın, onları, Senin islâmiyet işinle, doğru yola çıkaraca-ğını, son derece arzu ediyoruz. Yâ Resûlallâh! Biz, Allâh ve Resûlü için, son derece ğayret göstereceğiz. Fakat, biz bu gün, birbirlerine karşı kızğın birbirlerinden uzaklaşmış önceki yıl, Bûas’da birbirimizle çarpışmış bulunuyoruz. Biz, bu durumda iken, eğer, Sen, bu ğün yanımıza gelir isen, bizim için, Senin üzerinde toplanma ve birleşme hâsıl olmaz.
Biz, Sana görüşümüzü sunuyoruz: Sen, Allâh’ın ismiyle biraz bekle! Bu yıl, bizi serbest bırak. Biz, kavim ve kabilemizin yanına dönelim. Onlara, Senin şu işini, haber verelim. Kendilerini, Allâh’a ve Allâh’ın Resûlüne, Senin dâvet ettiğin şeylere dâvet edelim. Belki, Allâh, aramızı, düzeltir, işimizi, birleştirir. Allâh’ın bizleri, Senin sâyende birleştirmesi, umulur. Eğer, onlar, Senin üzerinde, söz birliği eder ve Sana, tâbi’ olurlar ise, Senden daha aziz bir kimse olmaz!
Biz, Sana, gelecek yıl Hacc Mevsiminde gelmeye söz veriyoruz dediler. Resûlullâh’da, kabul etti. Onlara, güzel ve tatlı sözler söyledi
Onlar; gerçekten, inanmış, Resûlullâh’ı ve getirdiklerini, doğrulamış oldukları halde, yurdlarına dönmek üzre Resûlullâh’ın yanından ayrıldılar Medine’de kavimlerının yanına vardıkları zaman, Resûlullâh’ı, anlatmaya ve onları, İslâmiyete dâvet etmeye koyuldular. Ensâr evlerinden, içinde, Resûlullâh’ın adının anılmadığı İslâmiyetin açıklanmadığı ev kalmadı.
Başka bir rivayette şöyle anlatılır.
Bu altı Yesrib’li Resûlullâh ile görüşüp Müslüman olmuşlardır; ki bunlar, Medinelilerin veya Ensâr’ın ilk Müslüman olan sahabileridir. Resûlullâh ile görüştükten sonra Mina’dan geri Mekke’ye gitmeye lüzum hissetmeyerek tekrar Medine’ye geri döndüler.
Câbir bin Abdullah bin Riab (r.a), Medineliler içinde ilk Müslüman olan Ensâr’dan dır. Bu itibarla Medinelilerin Sabikûnu evvelinlerin’den sayılmaktadır.
Câbir bin Abdullah bin Riab’ın Medine’de kaç tarihinde doğmuş olduğu bilinmediği gibi vefat tarihi hakkında da bir kayıt yoktur. Bedir ve Uhud Ğazveleri’ne iştirak etmiştir. Bedir Ğazvesi’nde bulunarak Ashab-ı Bedir’den olma şerefine ermiştir. Uhud Savaşı’na iştirak etmiş, bu sava-şın sonundaki bozğunu, ve gerekse, Hamza (r.a)’ın şehâdetin’den sonraki durumu, bizlere nakletmektedir.
Bunlardan ilkinde şöyle demektedir.
Uhud Savaşı’nda, Müslümanlar, Resûlullâh (s.a.v)’ın etrafından dağıldılar. Resûlullâh (s.a.v)’in, yanında sadece Ensâr’dan onbir kişiyle Talha bin Ubeydullah kaldı. O sırada Resûlullâh dağa tırmanıyordu. Müşrikler, Resûlullâh’ın etrafını sardılar.
Resûlullâh (s.a.v):
Bunlara karşı çıkacak kimse yok mu buyurdu.
Talha bin Ubeydullah:
Ben, yâ Resûlallâh diye cevab verdi.
Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):
Senden başka biri yok mu ya Talha diye buyurdu.
Ensâr’dan biri:
Ben varım, yâ Resûlallâh dedi.
Ve, Resûlullâh (s.a.v)’ı müdafaa için savaşmaya başladı. Bu sırada Resûlullâh (s.a.v) yanındakiler oradan tepeye doğru tırmandılar. Müşrik-lerle çarpışan zat şehid oldu. Müşrikler tekrar Resûlullâh’a yaklaştılar.
Resûlullâh (s.a.v) yine:
Bunlara karşı çıkacak kimse yok mu buyurdu.
Talha bin Ubeydullah, yine sözünü tekrarladı. Resûlullâh (s.a.v)’de önceki gibi cevab verdi. Ensâr’dan yine bir adam
Ben varım yâ Resûlallâh dedi ve onlarla çarpışmaya başladı.
Resûlullâh arkadaşları ile tepeye tırmanmaya devam ediyorlardı. Daha sonra o da şehid edildi. Müşrikler tekrar Resûlullâh (s.a.v)’e yak-laştılar. Resûlullâh (s.a.v) daha önceki sözlerini tekrar ediyor, ve, Talha bin Ubeydullah:
Ben, yâ Resûlallâh diyordu.
Fakat, Resûlullâh, ona müsaade etmiyordu. Ensâr’dan biri izin iste-yince ona izin veriyordu. O da öncekiler gibi çarpışıyor ve şehid oluyor-du. Resûlullâh’ın yanında Talha’dan başka kimse kalmayıncaya kadar böyle devam etti. Müşrikler, Resûlullâh ile Talha’nın etrafını sardılar.
Resûlullâh (s.a.v):
Kim bunlara karşı koyacak? buyurdu.
Talha bin Ubeydullah’da:
Ben dedi. Ve, kendisinden öncekiler gibi yiğitçe savaştı. Parmak-ları kesilince:
Eyvah dedi.
Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):
Eğer, Bismillah deseydin, insanların gözü önünde melekler seni kaldırır ve semaya yükseltirlerdi!”buyurdu, sonra Resûlullâh, tepede toplu halde bulunan Ashab’ın yanına çıktı
İkincisinde ise; Hz.Hamza’nın şehâdetinden sonrasını şöyle anlatır:
Allâh’ın Resulü, herkes Uhud Savaşı’ndan dönerken aralarında Hamza (r.a)’ı göremedi Bir zat:
Ben onu şu ağacın yanında:
Ben, Allâh Resûlü’nün Arslanıyım! Ebû Süfyan ve arkadaşlarının kötülüklerinden sana sığınırım! Müşriklerin yaptıklarından kendimi ten-zih eder; Müslümanların gevşekliğinden dolayı da özür dilerim!”derken gördüm dedi.
Bunun üzerine Resûlullâh o tarafa yürüdü. Alnını görünce ağlamaya başladı. Müsle yapıldığını görünce, hıçkırarak ağladı. Etrafındakilere:
Bir örtü yok mu buyurdu.
Ensâr’dan biri hırkasını üzerine örttü. Allâh’ın Resulü (s.a.v) şöyle buyurdular:
Mahşer günü, Allâh katında şehidlerin efendisi Hamza’dır
Yukarıda zikredilen bu hadiseler, Akabe’de ilk defa Resûlullâh ile buluşan Câbir bin Abdullah, bin Riab’a aittir.
Aynı kabileden olan diğer Câbir bin Abdullah bin Amr bin Haram ise, bu savaşa katılmamıştı. Onun katıldığı ilk savaş Zü’l-Üşeyre, daha sonra Hendek Ğazvesi’dir. Hendek Ğazvesi’nden sonra, Câbir bin Abdullah’lar iki tane olduğundan hangisi-nin nerede ve ne iş yaptığı bazen birbirine karışmaktadır. Bu itibarla, konumuz olan Câbir bin Abdullah, bin Riab, hakkında geniş bilgi temin edilmesi zorlaşmaktadır .
 

Câbir bin Abdullah der ki:


Resûlullâh (s.a.v) Hac mevsimlerinde halkın Ükaz, Mecenne ve diğer panayırlardaki konak yerlerine varıp.
Rabbimin elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var? Bana kim yardım edecek? Kendisine cennet verilsin!”diye seslenirdi.
Fakat ne barındıracak ne de yardım eden bir kimse bulunamazdı. Yemen’den veya Mudarlar’dan bir kimse Mekke’ye panayırlara (fuarlara) gelmek için yola çıkacağı zaman kavmi veya akrabası onun yanına varıp:
Sakın ha Kureyşlerin genci seni dininden döndürmesin derlerdi.
Resûlullâh, aralarından geçerken de onlar Resûlullâh’i birbirlerine parmakları ile işaret ederlerdi. Nihayet Allâh bizi Yesrib’den (Medine) ona gönderdi de biz iman ettik ve kendisini barındırdık. Bizden biri gidib ona iman eder, O’da, ona Kûr’ân okurdu. Evine döndüğü zaman bütün ev halkı da ona uyarak Müslüman olurlardı.
Ensâr evlerinden içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan ev kalmadı. Sonra da Medineli Müslümanların hepsi toplandı konuştular:
Resûlullâh’ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız dedik.
Bunun üzerine Hac Mevsiminde bizden 70 kişi onun yanına vardı.
Evet yüce Allâh onlara kerem ve ihsanda Peyğamberine yardımda bulun-mayı İslâmiyet’i ve Müslümanları Aziz kılmak, müşrikleri ve müşrikliği Zelil kılmayı dilediği zaman, Nübüvvetin 13. yılı Hacc Mevsiminde Resûlullâh (s.a.v)’in hicretlerinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce Zilkade ayında Mus’ab bin Umeyr ile yanında kırk’ı Ensâr’ın yaşlılarından ve eşrafından otuzu da gençlerinden olmak üzere, 70 veya 70 den bir veya iki erkek fazla ya da 73 erkek ve 2 kadın Müslüman ile Medinelilerin müşrik Hacıları da yanlarında bulunduğu halde, beşyüz kişilik bir kafile Mekke’ye geçmiştir.
Bunun üzerine aramızdan yetmiş kişilik bir heyet gönderdik. Bende heyetteydim. Hac mevsiminde Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına vardık. Akabe yolunda buluşmak üzere sözleştik. Birer ikişer orada toplanmaya başladık. Herkes hazır olduğunda:
Ey Allâh’ın Resûlü! Hangi hususlarda sana biat edelim dedik.
Gençlikte’de, ihtiyarlıkta’da dinleyip itaat etmek, darlık ve bolluk’ ta infak etmek, iyiyi emredib, kötüden sakındırmak üzere bana biat edin, Allâh yolunda hiçbir kimsenin kınamasına aldırmayın, memleketinize geldi-ğimde canlarınızı, hanımlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi beni de koruyub, bana yardım ediniz. Bunların karşılığında size Cennet vâad ediyorum buyurdular.
Bey’at için kalktık. Esâd İbn-i Zürare (r.a), Resûlullâh’ın elini tuttu.
Beyhaki’nin rivayetinde Esad’ın şöyle söylediği nakledilir:
Ey Yesrib’liler, durun bakalım, hemen acele etmenize lüzum yok. Biz O’nun Allâh’ın Resulü olduğunu biliyoruz. O’nu, bugün buradan alıp götürmek, bütün Arablarla savaşı göze almak, ve büyük zayiat vermek demektir. Eğer, siz bütün bunlara göğüs gerebilecek bir kavim iseniz, işte, alıp götürün. Mükafatınız Allâh katındadır. Şayet nefsinizden biraz olsun kokuyorsanız, O’nu bırakınız. Eğer böyle bir şey varsa, bunu da açıkça söyleyin. Bu Allâh indinde sizin için mazeret olabilir dedi.
Topluluk:
Bırak, bunları ey Es’ad, Allâh’a yemin olsun ki, ne bu biattan vaz geçer ne de O’na aykırı davranırız dediler.
Kalktık ve bu şartları yerine getirmek üzere O’na biat ettik. O da, bize Cenneti vaad etti!”
Kâ’b bin Mâlik anlatıyor:
Biz vadide toplandık. Resûlullâh, Abdülmuttalib’ın oğlu Abbas ile geldi. Abbas henüz Müslüman olmamıştı. Sadece yeğeninin işi ile meşgul olmak ve onun emniyetini sağlamak istiyordu. Toplantı başladığında ilk sözü Abbas aldı:
Ey Hazreciler, bildiğiniz gibi, Muhammed bizim en yakınımızdır. Görüşlerimizin âleyhinde olmasına rağmen, kavmimiz arasında onu him-aye etmişizdir. Kavmi arasında bir itibarı vardır. Kendi yurdunda himaye ediliyor. Ancak, sizinle beraber olmak ve sizin yurdunuza da gitmekte ısrar ediyor. Eğer taahhüd ettiğiniz hususları yerine getirecekseniz, ve düşman-larına karşı onu koruyacaksanız, ve bir takım meşakkatlerede katlanacaksanız, O’nu alıb götürün.
Eğer, sizinle geldikten sonra onu yalnız bırakacak ve düşmanlarının eline teslim edecekseniz şimdiden bırakın. Zira, o, memleketinde, kavmi içinde itibarlı ve himaye gören bir kişidir!”dedi.
Bunun üzerine:
Söylediklerini hepimiz dinledik. Ey Allâh’ın Resûlü, şimdi de sen konuş. Rabbin ve kendin adına istediğin şartları öne sür dedik.
Resûlullâh’da konuştu. Kûr’ân okuyub Allâh’a dua ettikten, onları İslâm’a girmeye teşvik ettikten sonra, şöyle buyurdu:
Düşmanlara karşı hanımlarınızı ve çocuklarınızı himaye ettiğiniz gibi, beni de himaye ettiğiniz takdirde sizin biatınızı kabul ediyorum
Berâ bin Ma’rur, Resûlullâh (s.a.v)’in elini tuttu ve:
Evet, seni hak din ile gönderen Allâh’a yemin olsun ki, âilemizi himaye ettiğimiz gibi seni de koruyacağız. Ey Allâh’ın Resûlü, sana biat ediyoruz. Allâh’a yemin ederim ki, biz, savaşla haşır neşir insanlarız. Bu bize ecdadımızdan miras kaldı dedi.
Berâ bin Ma’rur, Resûlullâh (s.a.v)’le konuşurken Ebû’l-Heysem İbn-i Teyyihan söze karıştı, ve:
Ey Allâh’ın Resûlü! Yahudilerle aramızda bir anlaşma var. Bu durumda onu bozmuş oluruz. Biz, bütün bunları yerine getirirsek, Allâh’ da seni muzaffer ederse, herhalde o zaman bizi bırakıb da kavmine geri dönmek istemezsin, değil mi dedi.
Resûlullâh (s.a.v), gülümsedi, ve:
Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrim de sizin kabirlerinizin yanında olacak. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Düşman-larınızla savaşır, dostlarınızla dost olurum buyurdu.
 

Kâ’b bin Mâlik anlatıyor:


Resûlullâh (s.a.v) daha sonra şöyle buyurdu:
İçinizden kendi kabilelerine İslâm’ı anlatacak temsilci seçin
Onlar da dokuzu Hazrec’den, üçü de Evs’den olmak üzere on iki kişi seçtiler. Urve anlatıyor
Ensar’dan Resûlullâh’a ilk biat eden Ebû’l-Heysem bin Teyyihan idi. Resûlullâh (s.a.v)’e:
Ey Allâh’ın Resulü, diğer kabilelerle aramızda bir takım anlaşma-lar var. Belki biz bu anlaşmaları tümden bozmak mecburiyetinde kala-cağız. Anlaşmaları bozup ve bütün Arablarla savaşa tutuştuğumuz zaman, bizi bırakır da kavmine dönersen durum ne olacak dedi.
Bunun üzerine Allâh’ın Resulü:
Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrimde sizin kabirlerinizin yanında olacak buyurdu.
Resûlullâh’ın sözlerinden memnun olan Ebû-l Heysem, kavmine döndü, ve:
Ey ahali! Bu Allâh’ın elçisidir. Ve O’nun gerçekten doğru olduğ-una ve kavmi, aşireti arasında korunduğuna, Allâh’ın himayesinde olduğ-una şêhadet ederim. Şunu da iyi bilin ki, eğer, siz, O’nu yanınıza alıp götürürseniz bütün Arablar bir olub size hücum edeceklerdir. Eğer Allâh yolunda savaşı, mallarınızı ve çocuklarınızı telef etmeyi göze alıyorsanız onu memleketinize dâvet ediniz. Zira o, gerçekten Allâh’ın Resûlü’dür. Eğer içinizde bir endişe varsa, şimdiden tezi yok O’nu bırakın dedi.
Bunun üzerine orada bulunanlar:
Allâh ve Resûlü’nün bütün tekliflerini kabul ediyoruz, ve bizden istediklerini de seve, seve vereceğiz yâ Resûlallâh! Ey Ebû’l-Heysem, Resûlullâh (s.a.v) ile aramızdan çekil ki, ona biat edelim dediler.
Bunun üzerine Ebû’l-Heysem:
O halde ilk biat eden ben olacağım. Sonra siz biat ediniz dedi.
Yine aynı konu bir başka rivayette şöyle anlatılır
Câbir bin Abdullah Akabe’de Nübüvvetin 11. yılında 5 arkadaşıyla Resûlullâh (s.a.v)’in davetine icabet ve İslamiyet’ten kendilerine teklif edilen şeyleri hemen kabul ve tasdik edib Müslüman olmuş Medine’ye dönüp kavimlerinin yanına vardıkları zaman Resûlullâh (s.a.v) anlatmaya ve onları İslâm’a dâvete koyulmuştur.
Onun ve arkadaşlarının gayretleri sayesinde Ensâr evlerinden içinde Resûlullâh’in anılmadığı İslâmiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Cabir bin Abdullah, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte katılmıştır. Bundan sonraki yaşamı hakkında hiçbir bilgi yoktur. Resûlullâh (s.a.v)’den bir çok hadis rivâyet etmiştir.
Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.
 
Etiketler
Yorum Yap
Biyografi
Karaköprü Bağımsız Belediye Başkan Adayı Serhat Erdem Kimdir?
Karaköprü Bağımsız Belediye Başkan Adayı Serhat Erdem Kimdir?
Sosyal Medya'da en çok konuşulup merak edilen, Bağımsız Karaköprü Belediye başkan adayı Serhat ERDEM kimdir? Serhat Erdemi tanıdıkça çok şaşıracaksınız. Bakın aslında kimdir?
Sahabe Reyhane Bint-i Şem’un
Sahabe Reyhane Bint-i Şem’un
Sahabe Reyhane Bint-i Şem’un hayatı hakkında bilgi. Kabile Neseb ve Soyu : Reyhâne bint-i Şem’un bin Zeyd bin Kasâme Benî Kureyza dandır. Veya Reyhâne bint-i Amr, bin Hunâfe.
Sahabe Dü’sûr Bin El-hâris
Sahabe Dü’sûr Bin El-hâris
Ğatafan kabilesinin reisi olub uzun künyesi Dü’sûr bin el-Hâris bin Muhârib, kendisi Ğavres el-Ğatafani diye tanınırdı. Bazı kaynaklarda Beni Muhârib’e nisbetle Muhâribi diye de anılır. Hicretin 3. yılı Rebiülevvel ayı Miladi 624-625 yılının ilk ayında Ğatafân Kalibesinin Beni Sa’lebe ve Beni Muhârib kollarına mensub bazı yağmacılar.
Sahabe Dâvûd Bin Urve Bin Mes’ûd
Sahabe Dâvûd Bin Urve Bin Mes’ûd
İslâm tarihinde iki tane çok meşhur Urve bin Mes’ûd adında sahabi vardır. Bunlardan biri Urve bin Mes’ûd el-Ğifâri, diğeri ise meşhur Urve bin Mes’ûd es-Sekafi dir. İşte anlatmaya çalışacağımız sahebe Dâvûd bin Urve (r.a), böyle önemli bir zatın oğludur.
Sahabe Dubâa Bint-i Zübeyr Bin Abdülmuttalib
Sahabe Dubâa Bint-i Zübeyr Bin Abdülmuttalib
Dubâa bint-i Zübeyr bin Abdülmuttalib (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Zübeyr’in kızı olub sahâbiden meşhur Mikdâd bin Esved’in eşidir. Mekke doğumludur ancak hangi tarihte doğduğu belli değildir. Mikdad bin Esved ile olan evliliğinden Abdullah ve Kerime isminde iki çocukları vardı.
Sahabe Dırâr Bin Hattâb
Sahabe Dırâr Bin Hattâb
Dırâr bin Hattâb, bin Mirdâs, el-Kureyşi şair bir sahâbi idi. Babası Hattâb, Kureyş kabilesinin bir kolu olan Beni Fihr’in reisiydi. Kendisi de Kureyş’in en iyi şairi ve cengâveri sayılırdı. İslâmiyetten önce meydana gelen Ficâr Savaşı’nda Beni Fihr’lerin bayraktarlığını yapmıştı
Sahabe Dırâr Bin Ezver
Sahabe Dırâr Bin Ezver
Ebû’l-Ezver Dırâr, bin Mâlik, bin Evs, el-Esedi. Şair ve cengâver bir sahâbidir. Ebû Bilâl künyesiyle de anılmaktadır. Babası Mâlik bin Evs, “Eğri boyunlu”anlamına gelen Ezver lakabıyla tanındığı için o da Dırâr bin Ezver diye şöhret bulmuştu
Dımâm Bin Sa’lebe
Dımâm Bin Sa’lebe
Resûlullâh (s.a.v)’ın süt annesi Hz.Halime’nin kabilesi olan Sa’d bin Bekir’ler bazı kaynaklara göre; Hicretin 9. Miladi 630-631 yılında, bazı kaynaklara göre ise; Hicretin 5. Miladi 626-627 veya Hicretin 7. Miladi 628-629 yıllarında Dımâm bin Sa’labe başkanlığında bir heyeti Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’e elçi olarak gönderdiler.
Damre Bin Sa’lebe El-behzi
Damre Bin Sa’lebe El-behzi
Damre bin Sa’lebe el-Behzi, es-Sülemi’dir. Onun Resûlullâh (s.a.v) ile sohbeti vardır. Resûlullâh (s.a.v)’den sonra Şam’a veya Humus’a yer-leşmiştir. Hadisini Şamlılar rivayet etmiştir. Şöyle ki: Ahmed bin Hanbel ve Beğavi, Yahya bin Cabir tarikiyle Damre bin Sa’lebe’den şöyle rivayet ettiler. Resûlullâh (s.a.v)’e sırtında Yemen elbiselerinden iki elbise bulunduğu halde geldi. Resûlullâh (s.a.v) ona şöyle dedi:
Dahhâk Bin Süfyan Bin Avf
Dahhâk Bin Süfyan Bin Avf
İslâm tarihinde iki tane Dahhâk bin Süfyan vardır. Bunların farkı şudur. Birisi, Dahhâk bin Süfyan bin el-Hâris es-Sülemi dir. Diğeri ise; bizim anlatacağımız, Dahhâk bin Süfyan bin Avf el-Âmiri el-Kelbi’dir. Bu zat kahramanlığıyla tanınan bir sahabidir. Kilâb Oğulları’ndan olub Medine köylerinden birinde yaşardı
Dahhâk Bin Kays Bin Hâlid
Dahhâk Bin Kays Bin Hâlid
Dahhâk bin Kays bin Hâlid’ın hayatının ilk dönemleri hakkında kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Kaç tarihinde doğmuş olduğu bilinmemektedir. Ancak genel görüş, onun Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından altı veya yedi yıl önce Miladi 625-26 yıllarında doğduğu yolundadır.
Dahhâk Bin Hârise
Dahhâk Bin Hârise
Dahhâk bin Hârise (r.a), Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. Babasının ismi; Hârise bin Zeyd’dir. Annesi’nin ismi ise bilimemektedir. Neseb silsilesi de şöyledir; Dahhâk bin Hârise bin Zeyd bin Sa’lebe bin Ubeyd bin Adiy bin Ğanm bin Kâ’b bin Selimetü’l-Ensâri el-Hazreci sonra Sülemi dir.
Advert
Advert
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak
04:59
Güneş
06:21
Öğle
12:39
İkindi
16:03
Akşam
18:46
Yatsı
20:01
Advert
 Yandex.Metrica