Biyografi

Cârûd Bin El-muallâ

Cârûd bin Muallâ’ya, İbn-i Amr bin Muallâ da denilir. Kimine göre Cârud bin Alâ’dır. Tirmizi onun el-Abdi Ebû Münzir olduğunu nakletti. Ona sahih rivayete göre, Ebû Ğıyas’da denilir.

Cârûd Bin El-muallâ Kimdir?

 Baba Adı : Amr bin Hanbeş.
 Anne Adı : Dermeke bint-i Rüveym.
 Doğum Tarihi ve Yeri : Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri : Hicri 20 Miladi 641 yılında vefat etti.
 Fiziki Yapısı : Oldukça cesur olan bir kişi idi.
 Eşleri : Bilgi yok.
 Oğulları : Münzir, Abdullah, Hâkem.
 Kızları : Bilgi yok.
 Gavzeler : İran bölgesinin fetihlerinde bulunmuştur.
 Muhacir mi Ensar mı : Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı : İki tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti : Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu : Cârûd bin Muallâ veya ibn-i el-Ma’la, veya Carud bin Amr el-Mualla el-Abdülkays.
 Lakap ve Künyesi : Ebâ Munzir, Ebâ Ğiyas, Ebâ Attab
 Kimlerle Akraba idi : Ebû Hüreyre ile hısım olurdu.
 

Cârûd Bin El-muallâ Hayatı:

Cârûd bin Muallâ’ya, İbn-i Amr bin Muallâ da denilir. Kimine göre Cârud bin Alâ’dır. Tirmizi onun el-Abdi Ebû Münzir olduğunu nakletti. Ona sahih rivayete göre, Ebû Ğıyas’da denilir. Adının “Haneş” olduğu da söylenir. İbn-i İshak; Cârûd bin Amr bin Haneş, Nasraniydi. Resûlullâh’a geldi. Ancak adı hakkında bundan başka bir şey söyledi. Bekr bin Vâil kabilesi ile savaşıb köklerini kuruttuğu için “Cârûd” lakabını almıştır. Öyleki şair der ki:
Her taraftan onları atlarla çiğnedik.
Cârûd’un Bekr bin Vâil’i çiğnediği gibi
Cârûd bin Muallâ Abdülkays’ın büyüğü idi.
Cârûd, Adnâniler’den Rebia kabilesinin Abdülkays koluna mensub-tur. Asıl adı Bişr bin Amr’dır. Hem adında hem de neseb silsilesinde çok farklı rivayetler mevcuddur. “Soyan, kurutan, uğursuz adam” anlamına gelen Carûd lakabını almasıyla ilgili olarak iki ayrı rivayet nakledil-mektedir. Bunlardan birine göre: İslâm öncesi dönemde Bekir bin Vâil kabilesine yaptığı bir baskında onları hezimete uğratarak soyduğu için kendisine Carûd denilmiştir.
 

Diğer rivayete göre:

Diğer rivayete göre: Bir kıtlık yılında dayıları olan Bekir bin Vâil kabilesine hastalıklı develeriyle gitmiş, hastalık oradaki develere bulaşa-rak hepsini kırıb geçirdiğinden bu lakabla anılmıştır.
Künyesi üzerinde de çok değişik rivayetler vardır: Ebâ Munzir, Ebâ Ğiyas, Ebâ Attab’dır. Ebû Muallâ adının bazı kaynaklarda Alâ diye geçtiği de kaydedilmektedir.
Cârud, Abdülkays kabilesinin reisi idi. Hicretin 10 Miladi 631 yıllar- ın’da kabilesinden bir heyet ile Medine’ye gelerek Resûlullâh ile görüştü. Ve Onun iltifat ve ihsanlarına mazhar oldu. O sırada Hırıstiyan dininde olan Cârud, Resûlullâh (s.a.v)’ın telkinleriyle Müslüman oldu.
Resûlullâh (s.a.v), Bahreyn halkından yirmisinin Medine’ye gelmesi için kendilerine yazı yazmıştı. Başlarında, Abdullah bin. Avfu’l-Eşec ve yanında yeğeni kız kardeşinin oğlu, Munkız bin Hayan olduğu halde, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldiler. Bunlar şu kişilerden oluşuyordu:

 

Cârûd Bin El-muallâ İslama Girmesi:

Abdullah bin Avf, Cârûd bişr bin Amr, Suhar bin Abbas, Süfyan bin Haveli, Muharib bin Müzeyde, Ubeyde bin Mâlik, Zari’ bin Vazi, Ebanü’l-Abdî, Munkız bin Hayan, Amr bin Mercum, Şinab bin Metruk,
Târif bin Elban, Amr bin Şuays, Câriye bin Câbir, Hemmam bin Rebia, Huzeyme bin Abd-i Amr, Amir bin Abd-i Kays, Ukbe bin Cirve, Süfyan bin Hemman, Hâris bin Cündüb, Hemman bin Muaviye
Bunlardan üçü, Beni Ubeyler den, üçü, Beni Ğanmlerden, on ikisi de Beni Abdülkays’lar dan dı. Beni Abdülkays’lar arasında bulunan Cârûd bin Bişr, Hıristiyan idi. Resûlullâh (s.a.v), Bahreyn heyetinin Medine’ye girecekleri gecenin sabahında ufka bakıpMuhakkak, müşriklerden binitli bir kafile gelecektir. Onlar, İslâmiyet’e karşı isteksiz bulunmuyorlar. Onların azıkları tükenmiş, hayvanları yorulmuştur. Başlarındaki zatın bir alamet ve işareti vardır. Ey Allâh’ım! Abdülkays’ları, Sen, yarğıla. Onlar, Meşrik halkının hayırlısıdırlar. Onlar, yanıma, benden mal istemeye geliyor değiller buyurdular.
Hz.Ömer (r.a), Abdülkays heyetini karşılayıb onlara:
Hoş geldiniz! Siz, hangi kavimdensiniz diye sordu.
Abdülkays heyetiyiz dediler.
Abdülkays heyeti, Medine’ye gelince:
Yâ Resûlallâh! Abdülkays heyeti, geldi diye haber verdiler.
Resûlullâh (s.a.v):
Hoş geldiler, sefa geldiler! Abdülkays’lar, ne güzel, ne iyi kavimdirler buyurdular.
Abdülkayslar, develerini Remle bint-i Hâris’in konağının kapısında ıhtırdılar. Medine’ye gelen elçiler, orada barındırılıp, ağırlanırdı. O sırada Resûlullâh (s.a.v), o Mescid’de oturuyordu.
Abdülkays’lar dediler ki:
Gidelim’de Resûlullâh’ı selâmlayalım
Abdullah bin Avf, yol elbisesini çıkarmış, güzel ve temiz bir elbise giymişti. Diğerleri ise, yol elbiselerini çıkarmamışlardı. Hep birlikte Mescide gelip, Resûlullâh (s.a.v)’e selâm verdiler.
Resûlullâh (s.a.v), onlara:
Siz, kimin heyetisiniz, hangi kavimdensiniz diye sordu.
Rebia kavmindenız dediler.
Resûlullâh (s.a.v):
Hoş geldiniz ey kavım! Allâh, sizi utandırmasın, pişman etmesin buyurdu. Resûlullâh (s.a.v) daha sonra:
Abdullahü’l-Eşec, hanginiz dir diye sordu.
Yâ Resûlallâh! Yanına varandediler.
Abdullah bin Avf, el-Eşec:
Yâ Resûlallâh benim dedi.
Resûlullâh (s.a.v), ona bakınca,
Abdullah bin Avf, el-Eşec:
Yâ Resûlallâh! Adamların derilerinden tulum yapılıp, içinde su içilmez ki! İnsanın, ancak iki küçücük şeye ihtiyacı vardır, diline ve kalbine dedi.
Resûlullâh (s.a.v):
Sende, Allâh’ın sevdiği iki haslet, iki meziyet vardır buyurdu.
Abdullah bin Avf, el-Eşec:
Nedir onlar yâ Resûlallâh diye sordu.
Resûlullâh (s.a.v)’de:
Onlar, Hilm ve Tenni buyurdular.
Abdullah bin Avf, el-Eşec:
Yâ Resûlallâh! Bunlar, bende sonradan olma bir şey mi dir?Yoksa ben onlara yaratılıştan mı sahib bulunuyorum diye sordu.
Resûlullâh (s.a.v):
Evet! Sen, onlara yaratılıştan sahibsin buyurdular.
Resûlullâh (s.a.v), İslâmiyet’i anlattıktan sonra onları İslâm dinine dâvet etti.
Cârûd bin Muallâ:
Ben, bir dine (Hırıstıyanlığa) bağlı bulunuyorum. Senin dinin için, kendi dinimi bırakırsam, dinimi bırakışımdan doğabilecek sorumluluğu üzerine alıyor musun diye sordu.
Resûlullâh (s.a.v):
Allâh’ın, seni o dinden daha hayırlısına hidayet eylediğine şehâdet ve kefâlet ediyorum buyurdu.
Bunun üzerine, Cârûd bin Muallâ Müslüman oldu. İslâm amelleriyle Müslümanlığını geliştirdi ve güzelleştirdi. Cârûd bin Muallâ, Hıristiyan-lıktan ayrıldığı için hiç ayıplanmadı ve kınanmadı. Cârûd bin Muallâ’nın arkadaşları’da Müslüman oldular.
Resûlullâh (s.a.v) onlara sordu:
Siz, hem kendiniz, hem de kavminiz için bey‘at ediyor musunuz
Abdülkays heyeti:
Evet dediler.
Heyet başkanı:
Yâ Resûlallâh! İyi bilirsin ki İnsana, dininden ayrılmak kadar ağır gelen bir şey yoktur. Biz kendi namımıza bey’at ederiz. Sen,onları dine dâvet edecek birini bizimle birlikte gönderirsin. Bize tâbi’ olan, bizden olur, kaçınanları da, öldürürüz dedi.
Resûlullâh (s.a.v):
Doğru söyledin buyurdu.
Resûlullâh (s.a.v), Abdülkays heyetini Remle bint-i Hâris’in kona-ğında on gün ağırladı. Abdullah bin Avf, el-Eşec, Resûlullâh (s.a.v)’e Fıkıh ve Kûr’ân-ı Kerim’den bir çok sorular sordu ve öğrendi.
Abdülkays’lar:
Yâ Resûlallâh! Bizler, çok uzak bir yerden sana geldik. Seninle aramızda, şu, Mudar kâfirlerinden oluşan kabile var. Bunun için, haram aylardan başka bir zamanda sana geliriz. Sen, bize kestirme bir şey emret ki biz, onu, yapınca, cennete girelim ve bizden sonrakilere de onu haber verelim dediler.
Resûlullâh (s.a.v):
Size, dört şey emrediyorum. Dört şeyden de siz nehy ediyorum!” buyurdu. Yalnız Allâh’a iman etmelerini emretti.
Allâh’a imân nedir bilir misiniz diye sordu.
Allâh ve Resulü, daha iyi bilir dediler.
Resûlullâh (s.a.v):
Allâh’dan başka ilah bulunmadığına ve, Muhammed’in Resûlullâh olduğuna şehâdet etmek, Namaz’ı dosdoğru kılmak, Zekât’ı vermek, Ramazan orucunu tutmak, birde ğanimetlerin beşte birini ödemenizdir. Dört şeyden de: Dubba, Hantem, Müzaffet ve Nakir diye alınan kablar-’ dan ve bunların içinde hurma veya üzüm sırası ile ekşitilen hoşafı içmek-ten sizi nehy ediyorum. Bunları, iyice ezberleyiniz ve sizden sonrakilerine haber veriniz buyurdu.
Ey Allâh’ın Resûlü! Allâh, bizleri, Sana fedâ kılsın! Sen, Nakir’in ne olduğunu biliyor musun diye sordular.
Resûlullâh (s.a.v):
Evet Ortası oyuk hurma kütüğüdür! Siz, onun içine ufak hurmalardan atar, sonra, üzerine su dökersiniz. Köpüklenmesi yatışınca da onu içersiniz! Hatta, sizden biriniz, amcasının oğlunu kılıçla vurabilecek hale gelir buyurdu.
Heyetin içinde bu şekilde yaralanmış olan bir kimse bulunuyor ve Resûlullâh (s.a.v)’den utandığı için yarasını gizliyordu.
Bu adam:
Öyle ise, yâ Resûlallâh! Biz, neyin içinde su içeceğiz diye sordu.
Resûlullâh (s.a.v):
Ağızları bağlanan deri su kablarında buyurdu.
Bunun üzerine, heyet:
Yâ Resûlallâh! Bizim arazimizde fare pek çoktur. Orada, deri su kabları duramaz ki dediler.
Resûlullâh (s.a.v):
Siz, ne Debla’dan, ne de Hantem’den içiniz siz ağzı bağlı kablardan ayrılmayınız onları, fareler yese bile! Onları, fareler yese bile! Onları fareler yese bile buyurdular.
Resûlullâh (s.a.v), Abdülkays heyetinin her bir ferdine bahşiş caize-ler, İhsanlar verilmesini emretti. Abdullah bin Avf, el-Eşec’e’de, on iki buçuk ukiye gümüş verdi. Cârud bin Muallâ (r.a), Medine’den ülkesine döneceği sırada, binmek için Resûlullâh (s.a.v)’den hayvanlar istedi.
Resûlullâh (s.a.v) buyurdu ki:
Vallâhi, yanımda, sizleri bindireceğim hayvanlar yoktur
Cârûd bin Muallâ (r.a) şöyle sordu:
Yâ Resûlallâh! Burayla ülkemiz arasında halkın kaybolmuş hay-vanlarına rastladıklarımızda ülkemize ulaşıncaya kadar binebilir miyiz
Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:
Hayır! Onlar, ancak cehennem ateşidir. Sakın, onlara yaklaşma
Cârûd bin Muallâ (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in vefatı üzerine Garur bin Müniz ile birlikte irtidat eden Kavmine:
Ey insanlar Ben, yüce Allâh’dan başka ilah’ın bulunmadığına ve Muhammed (s.a.v)’ın, Allâh’ın kulu, ve, Resulü olduğuna şehâdet eder-im! Ben, şehâdet getirmeyeni kâfir olarak sayar ve hakkından gelirim dedikten ve onları, İslamiyet’e davet ettikten sonra.
Biz, Allâh’ın dinini din, Rahman olan Allâh’ı Râb olarak kabul ettik Meâlin de bir beyit söylemiştir.
Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra, Arab yarımadasında irtidad olayları başladığı zaman Abdül Kays kabilesinden de irtidad eden kişiler olmuştu. Ancak Cârûd bin Muallâ iyilikle ve nüfuzunu kullanmak süreti ile bunlara engel oldu. Ayrıca çevredeki mürtedlere karşı, Sahabeden Alâ bin Hadremi (r.a)’ın yanında mücadele etti. Daha sonra Basra şehrine yerleşti ve Hz.Ömer (r.a), devrinde zaman zaman İran Fars bölgesindeki fetihlere katıldı. Bunların bir kısmında kumandanlık görevi de yaptı.
 

Cârûd Bin El-muallâ Vefatı

Vefat tarihi ve yeri konusunda farklı rivayetler mevcuddur. Bir rivayete göre, Alâ bin Hadrami ile denizden Fars bölgesine yapılan çıkartmada Bahreynliler’e kumanda etmiş ve Hicretin 17. Miladi 638 yılında Tâvûs mevkiinde, bir başka rivayete göre ise, Hicri 20-21 veya 23. Miladi 641-642 veya 644 yıllarında vuku’ bulan İstahr’ın fethi sırasında ordunun sağ cenah komutanlığını yürütürken Akabetü’t-Tin mevkiinde şehid düş-müş ve burası daha sonra Akabetü’l-Cârud adını almıştır.
Onun Nihavend Harb’inde Hicri 21. Miladi 642 yılında Nu’man bin Muakkin’le birlikte şehid düştüğü veya Hz.Osman devrine kadar yaşayıp o dönemde vefat ettiği de rivayet edilir.
Ebû Hüreyre (r.a) ile hısımlığı (damadı) olan Cârûd (r.a), çevresinde cesâreti ile ün yapmıştır. Her biri Abdülkays kabilesinin eşrafından olan oğulların’dan, Münzir bin Cârûd, Hz.Ali (r.a) tarafından İstahr’a vali tayin edilmiş, diğer oğlu Abdullah bin Cârûd, Haccac tarafından daha sonra idam edilmiş, diğer oğlu Hâkem ise, yine Haccac tarafından zindana atılmış vefat edene kadar zindanda tutulmuştur.
Cârûd bin Muallâ (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den iki tane hâdis rivayet etmiştir.
Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı